485 - Hipotiroidili postpartum kadın hastada taşikardinin nadir bir nedeni: sol atriyal miksoma - 2024

Didem Özdemir, Müge Keskin, Gökhan Rıza Baykal, Şeref Alp Küçüker, Cevdet Aydın, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-139.

Amac: Kalbin primer tumorleri nadirdir, en sık goruleni kardiyak miksomadır, prevalansı genel populasyonda % 0,03’tur. Yetişkinlerde genellikle sporadik gorulse de, Karney kompleksinin bir parcası olarak ailesel de olabilir. Biyolojik olarak benign olsa da intrakardiyak obstruksiyon, embolizasyon, konstitusyonel semptomlara neden olabileceğinden fonksiyonel olarak maligndir. Hashimoto tiroiditi (HT), tiroid bezinin kronik, otoimmun aracılı lenfositik inflamasyonudur. HT tanılı laktasyondaki kadın hastada saptadığımız kardiyak miksoma olgusunu sunacağız.

Yontem: 39 yaşında kadın hasta postpartum 18. ayda polikliniğimize kontrol amaclı başvurdu. 4 yıldır carpıntı şikayetinin olduğunu, hafif duzeyde iken son 2 yıldır arttığını, geceleri uykudan uyandırır tarzda olduğunu belirtti. Hastanın acken ellerinde titreme, şiddetli baş ağrısı, aşırı halsizlik, yemek sonrası uyku hali şikayetleri mevcuttu. Ozgecmişinde, 16 yıl once hashimoto tiroiditi tanısı mevcut, soygecmişinde, annesini serebrovaskuler olay nedeniyle 45 yaşında kaybettiğini soyledi.

Bulgular: Fizik muayenesinde; TA: 120/80mm/Hg, NB: 88 atım/dk, yuzunde rozasea mevcuttu, sistem muayenesi doğaldı. Laboratuvar analizinde; TSH:1,2mU/L(0,55-4-78), sT3:3,24ng/L (2,3-4,2), sT4:1,26ng/dl(0,89-1,76), Hb:12g/dL(12-15,6), ferritin:6 mikrogram/L(10-291), aTG:269,9IU/mL(<1,3), aTPO:389U/mL(<60), glukoz:86mg/dl(70-99) idi. Hasta levotiroksin 100mcg tedavisi alıyordu. Klinik takibinde taşikardisi nedeni ile ilac dozu duşuruldu, demir eksikliği anemisi nedeni ile replasman tedavisi aldı. Taşikardisi nedeni ile kardiyoloji bolumune yonlendirilen hastaya ekokardiyografi(EKO) planlandığı ancak hastanın yaptırmadığı oğrenildi. Aclık ve tokluk hipoglisemileri olan hastaya mixed meal testi yapıldı, test sırasında hipoglisemik değeri olmadı, uzamış aclık testi planlandı ancak yatış kabul etmedi. Pankreas MR’ında, sol atrium icerisinde 38x36mm boyutlarında T1A’de hipo, T2AG’de hiperintens, IVKM enjeksiyonu sonrası yapılan dinamik incelemede kontrastlanmayan lezyon goruldu. Pankreas parankim intensitesi homojen olduğu saptandı, belirgin kitle lezyonu gorulmedi. EKO’sunda ejeksiyon fraksiyonu: %60, sol atrium icerisinde 4,3x3,3cm, duzgun sınırlı yuvarlak şekilde, interatrial septuma sap ile tutunan ve septumu sağa deviye eden icerde yer yer kalsifikasyon odakları iceren miksoma uyumlu kitle izlendi. Hasta sol atriyal kitle nedeniyle opere oldu. Patoloji sonucu kardiyak miksoma ile uyumlu geldi. Hastanın Karney kompleksi acısından tetkiklerinde; 1mg DST kortizol baskılı, Glukoz-GH supresyon testi GH <0,05μg/L, genetik test calışılamadı.

Sonuc: Hipotiroidik hastalarda levotiroksin tedavisine sekonder taşikardi gorebilmekteyiz. Demir eksikliği anemisi de sinus taşikardisine neden olabilir. Hastada gece uykudan uyandıran taşikardi gibi atipik semptomlar mevcutsa kardiyak patoloji olasılığını akılda tutmak hayati onem taşımaktadır. Kardiyak miksoma saptandığında ise Karney Kompleksi acısından hasta değerlendirilmelidir.

484 - Radyoaktif İyot Tedavisi Sonrası Radyasyon Tiroiditi. - 2024

YAŞAR AYDOĞMUŞ, HATİCE AKSU, NARİN NASIROĞLU İMGA, NAZIM COŞKUN, OYA TOPALOĞLU, REYHAN ERSOY, BEKİR ÇAKIR.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-130

Amac: Radyoaktif iyot tedavisi ,Graves hastalığı , toksik multinoduler guatr ve soliter vakalar, tiroidektomi sonrası toksik nodul ve reziduel doku veya iyot yakalayabilen metastazların tedavisinde kullanılan bir tedavidir. Tedavinin temeli tiroid folikul hucresinin inhibisyonudur . Tedaviden sonra boyunda şişlik, boyun ağrısı , yutkunmada zorluk semptomları ile prezente olan radyasyon tiroiditi ve sialadenit gibi nadir yan etkiler gozlemlenebilmektedir. Bu semptomların ve yan etkilerin acığa cıkma suresi genellikle ilk 2 hafta icinde olmaktadır. Graves hastalarının yaklaşık %1-5’inde radyasyon tiroiditi gozlemlenmektedir. Yuksek radyasyon dozu tiroid dokusunda veya boyunda hassasiyet, kızarıklık, odem, yutkunmakla ağrı ve nadiren hava yolu tıkanıklığına neden olabilmektedir. Hastalarda tetkiklerde hipertiroidi gozlenebilmektedir. Biz burada Radyoaktif iyot tedavisi sonrası gelişen radyasyon tiroiditi vakasını sunacağız .

Yontem: Graves hastalığı ile kliniğimizde takipli 71 yaşında kadın hastaya antitiroid ilac tedavisi altında karaciğer fonksiyon testlerinde yukseklik olması uzerine 20 mcı Radyoaktif iyot tedavisi verildi. Tedaviden 10 gun sonra boyun bolgesinde ağrı ve yutkunmada zorlanma şikayetleri ile kliniğimize başvurdu. Hastanın anamnezinde solunum sıkıntısı şikayeti yoktu. Yeni başlanan bir medikal tedavi ve yakın zamanda gecirilmiş bir enfeksiyon oykusu de yoktu.

Bulgular: Fizik muayenede ağız boşluğu doğal gorunumdeydi. Boyunda palpasyonla ağrı ve hassasiyet mevcuttu. Tetkiklerde hipertiroidi saptandı. Servikal grafide yeni gelişen trakeal darlık ,tiroid ultrasonografide kanlama artmış, parankimde tiroidit saptandı.Hastaya oral Metilprednizolon Sodyum Suksinat, non-steroidal anti-inflamatuar ve betablokor tedavisi veridli. Hastanın şikayetleri tedavi altında geriledi. Tum bu bulgular ele alındığında hastada on planda radyasyon tiroiditi duşunuldu.

Sonuc: Radyasyon tiroiditi , radyoaktif iyot tedavisinin bir komplikasyonudur ve morbiditeye neden olur. Tedaviden birkac hafta sonra boyun bolgesinde ağrı ve yutkunmada zorluk şikayetleri olan hastalarda on planda radyasyon tiroiditinden şuphelenilmelidir. Tanı sonrası tedavinin yonetilmesi ilerleyici morbiditenin onlenmesi acısından onemlidir.

483 - C VİTAMİNİ İLE DÜZELTİLEN BİR LEVOTİROKSİN MALABSORPSİYONU OLGUSU - 2024

Yaşar AYDOĞMUŞ, Beril TURAN ERDOĞAN, Sevgül FAKI, Berna ÖĞMEN, Cevdet AYDIN, Oya TOPALOĞLU, Reyhan ERSOY, Bekir ÇAKIR.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-123.

Amac: Levotiroksinin (L-T4) malabsorbsiyonu onemli bir klinik problemdir. Ceşitli tıbbi durumlara bağlı olarak mide pH’ındaki değişiklikler, hipotiroidili hastalarda normal TSH değerlerinin korunmasında zorluklara neden olabilir.

Yontem: 1000 mg/gun C vitamini verildi. C vitamini tedavisinin ucuncu gununde 250 mcg levotiroksin alımı sonrasında seri serbest T4 duzeyleri olculdu.

Bulgular: 12 yıldır primer hipotiroidi tanısıyla takip edilen kırk dokuz yaşında kadın hasta polikliniğimize başvurdu. Levotiroksin dozunun 200 mcg’a kadar cıkarılmasına rağmen otiroidinin sağlanamaması şikayeti ile kliniğe başvurdu. Nabız hızı 65/dakika, kan basıncı 130/70 mm/Hg idi. Ağırlığı 65 kg, boyu 165 cm ve vucut kitle indeksi 23,8 kg/m2 idi. Sistemik fizik muayenede ozellik yoktu. Başka herhangi bir kronik hastalığı yoktu ve başka bir ilac kullanmıyordu. Laboratuvar incelemesinde serbest T3 1,14 ng/L (2,3 - 4,2), serbest T4 0,32 ng/dl (0,89 - 1,76) ve TSH 129 mU/L (0,55 - 4,78) olarak olculdu. Tiroid otoantikorları belirgin derecede yuksek (antitiroglobulin >1000 IU/mL ve antitiroid peroksidaz antikoru >13000 U/mL) ve tiroglobulin <0,20 μg/L idi. Tiroid ultrasonografisinde yaygın yama tarzı hipoekoik alanlar ve ince-kalın fibroz bantlar iceren heterojen parankimi goruldu.Serbest T4, oral levotiroksin 200 mcg uygulamasından hemen once ve sonra olculdu. Bazal, birinci saat ve ikinci saat serbest T4 sırasıyla 0,23 ng/dl, 0,29 ng/dl ve 0,29 ng/dl idi. 500 mcg levotiroksin ile malabsorbsiyon testi yapıldı. Buna gore serbest T4 bazal durumda 0,40 ng/dl, ilk saatte 0,41 ng/dl, ikinci saatte 0,50 ng/dl ve dorduncu saatte 0,47 ng/dl olarak belirlendi.Boylece; serbest T4 duzeyi maksimum %25 arttı.Hastanın colyak ve anti-pariatel hucre antikorları negatifti. Dışkıda test edilen Helicobacter Pylori antijeni pozitif cıktı. Ust gastrointestinal sistem endoskopisinde antral gastrit saptanan hastanın kolonoskopisinde Grade 1 ic hemoroid, hipertrofik anal papilla ve ince anal fissur saptandı. Hastanın gastrin duzeyi 143 pg/mL (13-115) idi.Hastaya sıvı levotiroksin başlandı ancak tolere edemedi. 1000 mg/gun C vitamini verildi. C vitamini tedavisinin ucuncu gununde 250 mcg levotiroksin alımı sonrasında seri serbest T4 duzeyleri olculdu. Bazal TSH 112 mU/L ve serbest T4 0,5 ng/dl iken serbest T4 ilk saatte 0,71 ng/dl, ikinci saatte 0,80 ng/dl ve dorduncu saatte 0,80 ng/dl’ye yukseldi.Serbest T4 değerinde maksimum %60 artış tespit edildi.

Sonuc: C vitamininin hipotiroidizm ve gastrointestinal patolojisi olan hastalarda serum serbest T4, T3 ve TSH konsantrasyonlarındaki anormallikleri duzelttiğini gosteren literatur. Mekanizması net olarak acıklanamasa da C vitamini yoluyla pH’ın duşurulmesinin ilacın emilimini artırabileceği one suruldu. Yuksek doz L-T4’e rağmen TSH değeri yuksek olan hastaların tedavisinde C vitamininin L-T4 ile birlikte uygulanması yararlı olabilir.

482 - Medikal tedaviye dirençli mol hidatiform ilişkili tirotoksikoz. - 2024

Gökçen Nailer Ertuna, Hatice Aksu, Şefika Burçak Polat, Serra Akar İnan, Didem Özdemir, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-114.

Amac: Gestasyonel trofoblastik hastalıklardan biri olan mol hidatiform (MH) uterusu invaze edebilen, premalign plasenta kokenli bir hastalıktır. MH tirotoksikozun nadir gorulen sebepleri arasındadır. Mol hidatiformda cok yuksek değerlere ulaşabilen insan koriyonik gonadotropin (hCG)’in alfa (α) alt unitesi tiroid stimule edici hormon (TSH) ile aynıdır. Serumdaki hCG konsantrasyonu yukseldiği zaman, glikoprotein yapısındaki α alt unitesi TSH reseptorune bağlanır ve aktive eder. Bu aktivasyon tiroid bezini uyararak diffuz guatr, serbest T3 (sT3) ve serbest T4 (sT4) artışı yapar. TSH baskılanır ve belirgin hipertiroidizm gelişir. MH tedavisinde kuretaj, metotreksat tedavisi veya histerektomi tedavi secenekleri arasında yer almaktadır.

Yontem: Hastanemizde takip ettiğimiz, mol hidatiform ilişkili tirotoksikoz gelişen ve medikal tedaviye direncli olması nedeniyle plazmaferez ile tedavi ettiğimiz vakanın sunumunu hazırladık.

Bulgular: Otiroid multinoduler guatr nedeni ile takip edilen 43 yaşında kadın hasta karın ağrısı şikayeti ile acil servise başvurdu. Kan tahlillerinde hCG: 1,321,016 mIU/mL (<10) bulunan hasta MH on tanısı ile kadın hastalıkları ve doğum servisine yatırıldı. Taşikardisi olması nedeniyle bakılan TSH<0,008 mU/L (0,55-4,78), sT4:4,86 ng/dL (0,89-1,76) saptanması uzerine tarafımıza konsulte edildi. Dideral ve metimazol tedavisi başlanan hastaya kadın hastalıkları ve doğum bolumu tarafından da metotreksat tedavisi verildi. Takiplerinde metimazol tedavisi maksimum doza kadar cıkarılmasına rağmen sT3 seviyeleri olculemeyecek kadar yukselen hasta endokrinoloji servisine devir alındı. Cekilen tum vucut sintigrafisinde MH ile uyumlu olarak tiroid dokusunda artmış aktivite tutulumu saptandı. Diğer vucut bolgelerinde patolojik tutulum izlenmedi. Hastanın sT3 ve sT4 değerlerini normale getirmek amacıyla santral venoz kateter takılarak toplamda 5 kez plazmafereze alındı. Tiroid hormonları normal aralığa gelen hastaya total abdominal histerektomi ve bilateral salphingooferektomi yapıldı. Ameliyat            sonrasında metimazol dozu kademeli olarak azaltıldı. hCG seviyesi normale gerileyen hastanın metimazol tedavisi kesildi. Cerrahi sonrası 6. ayında olan hasta otiroid olarak takip edilmektedir.

Sonuc: MH ciddi tirotoksikozun nadir gorulen bir sebebidir. MH tanısı alan hastalar klinik ve laboratuvar olarak tirotoksikoz acısından yakın takip edilmelidir. Tirotoksikoz saptandığında medikal tedaviler denenebilir. Medikal tedavilere direnc gorulmesi durumunda plazmaferez hızlı ve yuksek etkinlik gosteren bir secenek olarak akılda bulundurulmalıdır.

481 - Mepolizumab Tedavisi Sonrası Nüks Gözlenen Graves Vakası - 2024

Ekin Yiğit Köroğlu, Güler İnönü, Nagihan Beştepe, Hüsniye Başer, Ahmet Dirikoç, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-112.

Amac: Hedefe yonelik tedaviler ve monoklonal antikorların tiroid oto-immunitesini tetiklediği bilinmektedir. Anti-IL-5 monoklonal antikoru olan Mepolizumab ile bildirilmiş bir otoimmun tiroid vakası literaturde bulunmamaktadır.

Yontem: Bu olgu sunumunda Mepolizumab tedavisi sonrası nuks eden bir Graves olgusu sunmaktayız.

Bulgular: 74 yaşında erkek hasta, 11/2021 tarihinde hipertiroidi saptanması uzerine endokrinoloji polikliniğine yonlendirilmiş. Bilinen aort kapak replasmanı, allerjik astım ve benign prostat hiperplazisi olan hasta warfarin 1x5 mg, atorvastatin 1x20 mg, inhaler salmeterol, 1x5 mg levosetirizin ve 1x8 mg silodesin kullanmaktaydı. Hastanın yapılan tetkiklerinde TSH<0.008 mU/L, serbets T4:3.94 ng/dl, serbest T3:11.99 ng/l, anti-tg:2.4 IU/ml ve TSH reseptor antikoru (TRAB):6.77 IU/L (<1.5 IU/L) goruldu. Elektrokardiyografisinde nabzı 98 atım/dakika iken ritmi normal sinus ritmiydi. Hastanın yapılan tiroid ultrasonografisinde nodul saptanmazken; bilateral parankim heterojen ve seyrek yamasal hipoekoik alanlar gozlenmiş. Tiroid doppler’inde color flow doppler paterni 2 olarak gozlendi. Yakın zamanlı kontrast maruziyeti veya amiodaron kullanım oykusu olmayan hasta Graves hastalığı olarak değerlendirilerek metimazol 3x5 mg ve propranolol 2x20 mg başlandı. Tanı sırasında yapılan goz muayenesinde oftalmopati bulgusu saptanmadı. Takibinde 1 ay sonra propranolol kesildi ve metimazol doz ayarı ile periyodik kontrollere cağırıldı.05/2023’te, tedavinin 19. ayında, metimazol 1x2.5 mg tedavi almakta iken bakılan TSH:2.4 mU/L, serbest T4:1,04 ng/dl, serbest T3:3,62 ng/L, tiroid stimule edici immunglobulin:0.52 IU/L (0.1-0.55 IU/L) iken tedavisi kesildi. 1 ay ve 2 ay sonra yapılan kontrollerinde hastanın otiroid seyrettiği gozlendi. 07/2023’te hastanın allerjik astıma yonelik şikayetlerinde artış olması uzerine goğus hastalıkları tarafından Mepolizumab ayda 1 kere 100 mg subkutan uygulanacak şekilde başlandı. Hastanın 09/2023’te, 2 doz mepolizumab aldıktan sonra, polikliniğimizde yapılan kontrollerinde TSH:0.02 mU/L, serbest T4:1.86 ng/dL ve serbest T3:4.68 ng/L olarak gozlendi ve hastaya tekrar metimazol 1x5 mg olarak başlandı. Medikal nuks Graves olarak değerlendirilen hasta multidisipliner konseyde değerlendirilerek radyoaktif iyot tedavisi planlandı.

Sonuc: Anti-IL-5 monoklonal antikoru olan Mepolizumab sonrası tiroid otoimmunitesi tetiklenebilir. Bu tedaviyi alan hastalar bu acıdan da takip edilmelidir.

480 - İnsülinoma hastalarında klinik sunum, tanı, tedavi ve prognoz: çok merkezli çalışma - 2024

Şenay Topsakal, Güzin Fidan Yaylalı, Zeliha Yarar, Fatma Avcı Merdin, Seda Karslı, Sema Çiftçi, Mehmet Sercan Ertürk, Barış Önder Pamuk, Ayşe Özdemir Yavuz, Kader Uğur, Ogün Bilen, Sayid Shafi Zuhur, İsmail Engin, Mehmet Güven, Fazıl Mustafa Cesur, Sevgül Fakı, Şefika Burçak Polat, Bekir Çakır, Hatice Özışık, Gökçen Ünal Kocabaş, Mehmet Erdoğan, Şevki Çetinkalp, İlkcan Çerçi Koçar, Esen Akbay, Sema Yarman
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-069.

Amac: İnsulinoma pankreasın fonksiyonlu-noroendokrin tumorleri arasında en sık olanıdır. Sıklıkla selimdir, olguların %5-10’unu maligndir. Aşırı insulin salınımı sonucu ortaya cıkan hipoglisemi noroglikopenik ve adrenerjik semptomlara neden olur. Genellikle tumorun kucuk caplı olması ve bu semptomları nedeniyle tanısı zor olabilir. Bu calışmanın amacı, ulkemizin bircok farklı merkezinden insulinoma tanısıyla izlenen olgulara tanısal yaklaşımı, eşlik eden hastalıkları, tedavi secimini ve takipte hastalık seyrini değerlendirmektir.

Yontem: Calışmaya 2018-2023 arasında farklı coğrafik bolgelerden 15 merkezin kesin insulinoma tanılı 76 hastası alındı. İnsulinoma tanısında, sulfonilure kullanmayan ve kan şekeri duzeyi40 mg/dl iken semptomatik olanlar kişide insulin 36 pmol/l, C-peptid 200 pmol/l ve proinsulin 5 pmol/l bulunması kriteri esas alınmıştır.Hasta kayıtlarından dermografik ozellikler, hipoglisemik semptomlar ve suresi, whipple triadı varlığı, antropometrik değerler, eşlik eden hastalıklar, tanı ve tedavi yontemleri ve takipte hastalık seyri incelendi.

Bulgular: Yetmişaltı hastanın coğunluğunu (%64) kadınlar oluşturmuştur. Genel yaş ortalaması 48.4±14.5 yıldır. Semptomların suresi ortalama 23 aydır. Hipoglisemilerin %54’u uzamış aclık sırasında ve %46’sı spontan oluşmuştur. Her iki cinste yaş, BMI, hastalık suresi, tumor capı ve hipoglisemi sırasındaki kan şekeri, insulin ve C-peptid duzeyleri benzerdir. Noroglikopenik semptomların sıklığı daha fazladır (%57). Kesin tumor tanısı EUS (%82), Ga-68PET/BT(%79), BT(%63), MRI(%59), FDC PET(%50) ve USG(%20) ile yapılmıştır. Tumorler pankreasın govde (%39), kuyruk (%28) ve başında (%1) lokalize olup %32’sinin yeri saptanamamıştır. Coğunluğu soliter (%87) olan tumorlerde caplar <2cm (%76) ve >2cm (%24) bulunmuştur.Erkeklerdeki tumor cap ortalaması kadınlara kıyasla anlamlı buyuktur (p<0.001). Hipoglisemiye sıklık sırasına gore hipertansiyon (%24), koroner arter hastalığı (%5), atrial fibrilasyon (%4) ve DM (%3) eşlik etmektedir. Bu eşlik eden hastalıklar kadınlarda erkeklerden fazladır (sırasıyla %57 ve %56). İnsulinoma 5 hastada MEN1 sendromun bir komponentidir. ve cerrahi olarak enukleasyon (%44), distal pankreatektomi (%38) ve pankreatikoduedonektomi (%7) uygulanmıştır. Beş hasta ise ameliyatı reddedip kontrolleri bırakmıştır. Patolojiler %87 selimdir. Metastaz %12 olarak sıklıkla bolgesel lenf nodlarına (%44) ve karaciğeredir (%22). Ortalama takip suresi 44.0±55.6aydır. Hastaların %20si takibi bırakmıştır. Takipte şifa oranı %91, nuks %4 ve mortalite %5’dir.

Sonuc: Ulkemizde insulinoma hastalarının endokrinologlar tarafından değerlendirilmesi ve tedavi modaliteleri literaturle uyumlu bulunmuştur. Mortalitenin duşuk olmasına rağmen eşlik eden kardiovaskuler hastalıklar nedeniyle, hipoglisemik semptomların uygun tedavi ile hızla duzeldiği hastalarda oykunun dikkatle değerlendirilmesi insulinomanın erken tanı ve tedavisine olanak sağlayarak bu komorbiditeleri azaltacaktır.

479 - CROOKE HÜCRELİ KORTİKOTROP ADENOM: VAKA SERİSİ - 2024

Ekin Yiğit Köroğlu, Çağlar Keskin, Servet Güreşçi, Denizhan Divanlıoğlu, Cevdet Aydın, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-062.

Amac: Crooke hucreli kortikotrop adenomlar, kortikotrop adenomların nadir gorulen bir subtipidir. Tum hipofiz adenomlarının %1’inden daha azında saptanabilmektedir. Sitolojik incelemesinde; tumor hucrelerinin sitoplazmalarında sitokeratin filamanların birikimi ile karakterize olup bu gorunum ‘Crooke hyalin change’ olarak adlandırılmaktadır. Bu mikrokskopik gorunum ile Crooke hucreli kortikotrop adenom tanısı koyulmaktadır. Bunların %24’u sessiz kortikotrop adenom olarak gorulmektedirler. Genellikle preoperatif donemde yapılan goruntulemelerde invazif makroadenom olarak gorulurler. Klinik seyirleri sırasında daha agresif bir seyir gostermeleri ve daha sık rekurrens gozukmesi beklenmektedir.

Yontem: Aralık 2019-Aralık 2023 tarihleri arasında, kliniğimizde Cushing Hastalığı ile takip edilen ve cerrahi sonrası Crooke hucreli adenom tanısı alan 11 hastamızı bir vaka serisi olarak sunmaktayız.

Bulgular: Hastaların 9’u kadın (%81.8), 2’si (%18.2) ise erkek hastaydı. Hastaların ortalama yaşları 41.0 (19.0-71.0) idi. 6 hastada (%54.5) makroadenom, 5 hastada ise (%45.5) mikroadenom bulunmaktaydı. Ortalama en buyuk tumor capı 14.00 (4.50-35.00) mm olarak goruldu. 3 hastada (%27.3) hipofiz adenomu cevre dokulara invazyon gostermekteydi. Optik kiazma basısı 2 hastada (%18.2) gozlendi. 6 hastada (%54.5) preoperatif hipopituitarizm mevcuttu. Bu 6 hastanın 5’inde makroadenom, 1’inde ise mikroadenom saptanmıştı. Hastaların preoperatif laboratuar parametreleri ve klinik bulguları sırasıyla Tablo 1 ve Tablo 2’de verilmiştir. Tum hastalara preoperatif donemde 1 miligram deksametazon supresyon testi yapılmış olup butun hastalarda yuksek saptanmıştır. 24 saat idrar kortizolu 8 hastada bakılmış olup 5 hastada yuksek gorulmuştur. Gece tukruk kortizolu testin yapıldığı 4 hastanın 3’unde yuksek saptanmıştır.Postoperatif donemde 2 hasta takiplerine başka şehirde devam etmelerinden dolayı remisyon acısından değerlendirilememiştir. Diğer 9 hastanın 4’unde (%44.4) hastalık biyokimyasal remisyona girmiş, 5 hastada (%55.6) ise biyokimyasal remisyon sağlanamamıştır. Remisyona giren hastaların gunumuze kadar postoperatif takip sureleri 33, 39, 56 ve 62 ay olup; bu sureler icerisinde hicbir hastada nuks gozlenmemiştir.

     

Tablo 1. Crooke hucreli kortikotrop adenom saptanan hastaların laboratuar parametreleri

 

 

Tablo 2. Crooke hucreli kortikotrop adenom saptanan hastaların klinik bulguları

 

 

Sonuc: Sunduğumuz vaka serisinde hastaların klinik, biyokimyasal ve radyolojik prezentasyonları değişkenlik gostermekle birlikte; hastaların yarısından fazlasında cerrahi tedavi sonrası remisyon sağlanamamıştır.

478 - Cushing vs Pseudo-Cushing: Nötrofil-Lenfosit Oranı Değerlendirmesi - 2024

Ekin Yiğit Köroğlu, Didem Özdemir, Muhammed Saçıkara, Hüsniye Başer, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-061.

Amac: Cushing Sendromu olan hastalarda notrofil sayısında artış ve lenfosit sayısında azalma beklenmesi nedeni ile notrofil/lenfosit oranında artış gorulebilir. Bu calışmada; ayırıcı tanısı klinik ve biyokimyasal acıdan zor olan Cushing Sendromu ile Psodo-Cushing Sendromu ayrımında notrofil/lenfosit oranının kullanılabilirliğini gostermeyi amacladık.

Yontem: Calışmaya 23 hasta dahil edildi. Hastalar klinik bulgulara ve kombine Deksametazon-CRH test sonuclarına gore (1,4 mcg/dl, 3,1 mcg/dl ve 3,9 mcg/dl cut-off değerleri ile) Cushing Sendromu ve Psodo-Cushing Sendromu gruplarına ayrıldı. Notrofil ve lenfosit değerleri ile Cushing Sendromu tarama testlerinin sonucları kaydedildi. Klinik ve biyokimyasal olarak ayırıcı tanısı yapılmış olan Cushing Sendromu ve Psodo-Cushing Sendromu grupları arasında notrofil/lenfosit oranı hesaplandı ve istatistiksel olarak karşılaştırıldı.

Bulgular: Hastaları klinik ozelliklerine gore gruplandırdığımızda notrofil/lenfosit oranı anlamlı farklılık gosterdi (2,47±1,38 vs. 1,51±0,44, p=0,033). Deksametazon-CRH testi cut-off değeri olarak 1,4 mcg/dl alındığında, sadece bir hasta Psodo-Cushing Sendromu olarak değerlendirildiğinden; bu değer icin istatistiksel analiz yapılamadı. 3,1 mcg/dl cut-off değerine gore gruplandırma yapıldığında notrofil/lenfosit oranında anlamlı farklılık saptanmadı (2,41±1,50 vs 1,63±0,51, p=0,095). Hastalar 3,9 mcg/dl kesim noktasına gore gruplandırıldığında Cushing Sendromlu hastalarda notrofil/lenfosit oranı anlamlı olarak yuksekti (2,68±1,57 vs. 1,59±0,49, p=0,021).

Klinik, laboratuvar ve radyolojik ozelliklerine gore Cushing Sendromu ve psodo-Cushing Sendromu olarak gruplandırılan hastaların demografik ozellikleri, tarama testleri, notrofil/lenfosit oranı ve Dex-CRH testi sonuclarının karşılaştırılması.



 

Sonuc: Cushing Sendromlu hastalarda notrofil/lenfosit oranı Psodo-Cushing Sendromlu hastalara gore anlamlı derecede yuksek olabilir. Ancak bu parametreyi tek başına tanı amaclı kullanmak yerine diğer testlere katkı sağlayacak şekilde kullanmak daha doğru olacaktır.

477 - Sessiz Gonadotrop Adenomlar ve Trombosit Dinamiği - 2024

Ekin Yiğit Köroğlu, Gülsüm Karaahmetli, Didem Özdemir, Servet Güreşçi, Deniz Divanlıoğlu, Fatma Dilek Dellal Kahramanca, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-059.

Amac: Gonadotrop adenomlar hipofiz adenomlarının en sık gorulen alt tipidir. Nadiren, biyolojik olarak aktif gonadotropinlerin yuksek miktarda salgılanmasına bağlı olarak klinik bulgular ortaya cıkabilir. Ostrojen ve testosteron salınımında aşırı artış olması veya farmakolojik dozlarda kullanılması durumunda trombosit aktivitesi etkilenebilmektedir. Bu calışmada sessiz gonadotrop adenomların trombosit aktivite indeksleri ve pıhtılaşma parametreleri uzerindeki etkilerini araştırmayı amacladık.

Yontem: Mart 2019 ile Temmuz 2023 tarihleri arasında merkezimizde hipofiz adenomu nedeniyle opere edilen hastalar calışmaya dahil edildi. Hastaların tromboembolik hastalık oykusu varlığı, preoperatif ve postoperatif (birinci aydan sonra) folikul uyarıcı hormon (FSH), luteinize edici hormon (LH), total testosteron, serbest testosteron, ostradiol (E2), trombosit sayısı, ortalama trombosit hacmi (MPV), trombosit dağılım genişliği (PDW), international normalized ratio (INR) ve aktive parsiyel tromboplastin zamanı (aPTT) duzeyleri kaydedildi.

Bulgular: Calışmaya 25 kadın ve 32 erkek hasta dahil edildi. Her iki cinsiyette preoperatif ve postoperatif donemde FSH, LH, testosteron ve E2 duzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Her iki cinsiyette de MPV, PDW, INR ve aPTT değerlerinde de preoperatif ve postoperatif donemlerde istatistiksel olarak anlamlı fark gozlenmedi. Calışmaya katılan hastaların hicbirinde tromboembolik olay oykusu yoktu. Postoperatif ilk 1 yıl icerisinde hicbir hastada tromboembolik olay gorulmedi.

 

Kadın hastalarda preop ve postop hormon duzeyleri, trombosit aktivite indeksleri ve pıhtılaşma parametreleri



Erkek hastalarda preop ve postop hormon duzeyleri, trombosit aktivite indeksleri ve pıhtılaşma parametreleri



Sonuc: Sessiz gonadotrop adenomlar kadın ve erkek hastalarda trombosit aktivitesini etkilememektedir.

476 - Nadir bir birliktelik: konjenital adrenal hiperplazi ve tip 1 diabetes mellitus vaka sunumu. - 2024

Ahmet Kürşat Soyer, Hatice Aksu, Esma Ayrancı, Bilge Dibeklioğlu, Şefika Burçak Polat, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-017.

Amac: Nadir gorulen birliktelik olan konjenital adrenal hiperplazi ve tip 1 diabetes mellitus vakası sunulması amaclanmıştır.

Yontem: Olgu sunumu

Bulgular: Bilinen tip 1 diabetes mellitus (T1DM) ve tuz kaybettiren konjenital adrenal hiperplazi (KAH) tanıları ile takipli 23 yaşındaki erkek hasta acil servise bulantı, kusma, baş ağrısı, yorgunluk ve uyku hali ile başvurmuştu. Tetkiklerinin ketoasidoz ile uyumlu gorulmesi uzerine tarafımıza danışılmıştı. Son 10 yılda, hastanın ketoasidoz nedeniyle tekrarlayan hastane yatış oykusu mevcuttu. İnsulin pompası ile takipli hastanın pompası teknik sorun sebepli son gunlerde efektif calışmamış. Acil serviste ilk tedavisi insulin infuzyonu ve intravenoz hidrasyon şeklinde verildi. Hidrokortizon dozu arttırıldı. Asidozu geriledikten sonra once bazal-bolus tedavisi ile sonra insulin pompası ile servisimizde takip edildi. Karbonhidrat sayımı yeniden oğretildi ve diyet duzenlemesi yapıldı. Batın tomografisinde adrenal bezlerde bilateral kalınlaşma goruldu. Skrotal ultrasonografisinde adrenal rest tumor tespit edildi. Hasta oral hidrokortizon (gunde 1 kez 30 mg), oral fludrokortizon (gunde 1 kez 0.2 mg) ve insulin pompası ile taburcu edildi.

Sonuc: KAH ve T1DM birlikteliği literaturde cok az sayıda bildirilmiştir. KAH’ın en sık rastlanan nedeni 21-hidroksilaz eksikliğidir (21OHD). 21OHD kromozom 6p21.3’te bulunan CYP21A2 geni ile ilişkilidir. Bu gen insan lokosit antijeni (HLA) lokusunun icindedir. T1DM gelişim riskini kromozom 6p21.32’deki HLA-DQalfa, DQbeta ve DR genlerindeki ceşitli polimorfizmlerin etkilediği bilinmektedir. T1DM ve 21OHD icin genetik lokasyonlar yakın olmasına rağmen, bu durumlar genellikle bağımsız olarak ortaya cıkar. T1DM ile 21OHD arasındaki bağlantının aydınlatılması icin daha fazla calışmaya ihtiyac vardır. Ayrıca tekrarlayan ketoasidoz tablosuna hidrokortizon kullanımının yatkınlık oluşturabileceği duşunuldu.

475 - Adrenokortikotropik hormon bağımlı ve bağımsız Cushing sendromu ve Otonom kortizol sekresyonu hastalarının metabolik ve hormonal profillerinin karşılaştırılması - 2024

Oya Topaloğlu, Belma Özlem Tural Balsak, Narin Nasıroğlu İmga, Şefika Burçak Polat, Cevdet Aydın, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-012.

Amac: Cushing sendromu kronik endojen veya eksojen kortizol yuksekliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Endojen olarak hipofiz, adrenal veya ektopik orjinli olabilir. Klinik olarak Cushing sendromu bulguları olmayan ancak yapılan 1 mg deksamatazon supresyon testi>1.8 μg/L olan hastalar otonom kortizol sekresyonu olarak tanımlanmıştır. Bu calışmada pituiter Cushing Hastalığı (CH), Adrenal Cushing Sendromu (ACS) ve otonom kortizol sekresyonu (OKS) bulunan hastalar klinik ozellikler, biyokimyasal ve hormonal parametreler ile komorbiditeler acısından değerlendirilmiştir.

Yontem: Ankara Şehir Hastanesi Endokrinoloji polikliniğine 02.01.2019- 30.04.2023 tarihleri arasında başvuran CH (n=26), ACS (n=21) ve OKS (n=29) tanısı alan toplam 76 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Calışmaya 18 yaş ustu hastalar dahil edildi. Gebeler, kronik bobrek hastalığı olanlar, ektopik Cushing sendromu olanlar, glukokortikoid ve kortizol sekresyonunu etkileyen ilac kullanan hastalar calışma dışı bırakıldı.

Bulgular: Gruplar arasında yaş, kilo ve vucut kitle indeksleri arasında fark yoktu. Tum gruplarda kadın cinsiyet oranı yuksekti. (CH 92.3%, ACS 81%, OKS 89.7%) 24 saatlik idrar kortizol duzeyleri CH’ da ACS ve OKS gruplarına gore anlamlı derecede yuksek bulundu (p=0.005). Bazal kortizol sadece CH grubunda OKS grubundan anlamlı olarak daha yuksek saptanmıştır. CH ve AKS arasında bazal kortizol acısından fark yoktu. Gece kortizolu hem CH hem de ACS grubunda OKS grubundan anlamlı olarak daha yuksek bulundu. Gece tukruk kortizolu acısından ise gruplar arasında farklılık gorulmedi.CH grubunda ALT, Trigliserid, VLDL, insulin ve bazal kortizol duzeyleri OKS olgularına gore anlamlı derecede yuksekti ancak CH ve ACS grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Yani metabolik sendrom parametreleri aşikar Cushing olgularında anlamlı olarak fazlaydı. Serum ACTH (Adrenokortikotropik hormon), DHEAS (Dehidroepiandrostenedion)duzeyleri beklendiği gibi CH’ da daha yuksekti.Pletore, CH ve ACS gruplarında OKS grubuna gore daha sıktı. Proksimal kas gucsuzluğu CH’ da ACS ve OKS gruplarına gore daha sık gorulurken, oligomenore CH’ da OKS grubuna gore daha fazla saptandı. Komorbiditeler acısından gruplar arasında fark saptanmadı. Diyabetes mellitus, prediyabet hipertansiyon, osteoporoz, osteopeni, hiperlipidemi tum gruplarda benzer oranda saptandı.

Sonuc: 24 saat İdrar kortizolu duzeyi CH grubunda ACS ve OKS gruplarına gore anlamlı olarak daha yuksek bulundu. Bu durum CH grubunda yuksek amplitudlu ACTH uyarısının daha yuksek kortizol sekresyonuna neden olabileceğini duşundurmuştur. Goruntuleme yontemlerinin artışı nedeniyle adrenal insidentalomaların saptanma sıklığı artmıştır. Bu da adrenal Cushing olgularının daha hafif kortizol artışı durumunda ve daha erken tanı almasını sağlamaktadır. Bulguların şiddeti kortizol duzeyi arttıkca artmaktadır. Ayrıca kortizol artışı ılımlı bile olsa komorbidite artışı ile ilişkilidir.

 

Grupların demografik ozellikleri ve laboratuvar değerlerinin karşılaştırılması



Grupların klinik ozelliklerinin post-hoc analizleri


Grupların komorbiditelerinin karşılaştırılması


474 - Connshing sendromlu hastalarda hashimoto tiroiditi sıklığı ve tiroid sito/histopatoloji sonuçlarının değerlendirilmesi - 2024

Fatma Dilek Kahramanca, Kübra Durmuş Demirel, Sevgül Fakı, Ayça Dilşad Çağlayan, Hüsniye Başer, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, EP-011.

Amac: Aşırı aldosteron salınımı proinflamatuar etkiye ve immunmodulasyon/otoimmunite gelişiminde bir role sahiptir. Aşırı kortizol sekresyonu ise immunsupressif etkiye neden olur. Connshing sendromu (CS), primer aldosteronizm (PA) olan hastalarda eş zamanlı olarak kortizol uretimimin fazla olması ile karakterizedir. Literaturde CS-tiroid ilişkisi ile ilgili yapılmış tek bir calışma vardır ve bu calışmada CS ve PA hastalarının antitpo ve antitg duzeylerinin benzer olduğu ve adrenalektomi sonrası yalnızca CS hastalarında antitpo duzeyinin arttığı gosterilmiştir. Bu calışmada amacımız; CS’da tiroid otoantikor duzeyi, ultrasonografi (USG) ozellikleri ve sito/histopatoloji sonuclarının değerlendirilmesi, bulguların PA ve adrenal Cushing sendromlu hastalarla karşılaştırılmasıdır.

Yontem: 2019-2023 yılları arasında Ankara Şehir Hastanesi Endokrinoloji Kliniği’ne başvuran; CS, PA ve adrenal Cushing sendromu tanısı konan hastalar retrospektif olarak tarandı. PA olup aynı zamanda otonom kortizol sekresyonu (OKS) da olan hastalar, CS olarak değerlendirildi. 24 saat idrar kortizol, gece tukruk kortizolu ve 1 mg DST değerlerinden herhangi birinde yukseklik olması durumunda hastada OKS olduğu kabul edildi. Hastaların demografik verileri; tiroid otoantikor duzeyleri, tiroid fonksiyon testleri, plazma aldosteron, renin aktivitesi (PRA) ve kortizol duzeyleri; USG’de kronik tiroidit varlığı, nodul varlığı, sayısı, USG ve sito-histopatolojik ozellikleri kaydedildi. Tum parametreler, uc hasta grubu arasında karşılaştırıldı.

Bulgular: CS (n=21), PA (n=62) ve adrenal cushing sendromu (n=42) olan toplam 125 hasta calışmaya dahil edildi. Gruplarda tiroid otoantikor duzeyleri, otoantikor pozitiflik oranları ve tiroid fonksiyon testleri benzerdi. Plazma aldosteron, PRA ve aldosteron/PRA oranları Cushing sendromlu hasta grubunda CS ve PA gruplarına gore daha duşukken, PA ve CS grupları arasında fark yoktu. Her uc grupta bazal kortizol duzeyleri benzerdi. Gruplar arasında USG’de nodul varlığı, sayısı ve ozellikleri acısından fark yok iken, CS’nda USG’de kronik tiroidit varlığı diğer iki gruba gore anlamlı şekilde daha duşuk orandaydı (p=0.021). Toplamda 66 hastanın 252 nodulu vardı ve nodullerin 52’sine ince iğne aspirasyon biopsisi yapılmıştı. Nodullerin sitolojik sonucları benzerdi. Her gruptan 1’er hasta biopsi sonuclarının malign olması nedeniyle opere edilmişti ve tamamında patoloji papiller tiroid kanseriydi. Ayrıca dev nodulu olan bir CS hastasına da tiroidektomi yapılmış ve patoloji noduler hiperplazi olarak sonuclanmıştı (Tablo 1 ve 2).

   

Tablo 1: Connshing sendromu, primer aldosteronizm ve adrenal Cushing sendromlu hastaların demografik, klinik, laboratuar ve ultrasonografik ozellikleri


 

Tablo 2: Connshing sendromu, primer aldosteronizm ve adrenal Cushing sendromlu hastaların tiroid nodullerinin ultrasonografik ve sito/histopatolojik ozellikleri


Sonuc: CS’nda tiroid otoantikor titresi ve pozitiflik oranları PA ve surrenal Cushing sendromu olan hastalardan farklı değildir, fakat USG’de kronik tiroidit gorunumu anlamlı derecede duşuk orandadır. Diğer USG ozellikleri acısından gruplar benzerdir. CS’nun tiroid uzerine olan olası etkilerinde rol oynayan patofizyolojik mekanizmaların aydınlatılabilmesi icin daha fazla sayıda vaka iceren prospektif calışmalara ihtiyac vardır.

473 - Reprodüktif dönemdeki kadınlarda tirotropin ve tiroid hormonlarındaki mevsimsel değişiklikler - 2024

Sevgül Fakı, Abbas Ali Tam, Pervin Demir, Didem Özdemir, Fatma Neslihan Çuhacı Seyrek, Ekin Yiğit Köroğlu, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, S-041.

Amac: Tiroid hormonları kadın ureme sisteminin duzgun calışması icin gereklidir. Ureme cağındaki kadınlarda tiroid hormonlarındaki mevsimsel değişiklikler tam olarak bilinmemektedir. Bu calışmada reproduktif donemdeki kadınlarda tirotropin (TSH) ve tiroid hormonlarındaki mevsimsel değişiklikleri araştırmayı amacladık.

Yontem: 2019-2023 yılları arasında 18-49 yaş arası 32935 kadında olculen yaklaşık 75.000 TSH ve tiroid hormonu duzeyleri aylık ve mevsimsel olarak sınıflandırılarak istatistiksel olarak değerlendirildi.

Bulgular: Aylar arasında TSH, serbest T3 ve serbest T4 dağılımında anlamlı farklılık vardı (her biri icin p değeri 0,001). Maksimum ve minimum medyan değer arasındaki farklar TSH icin %13,3, serbest T3 icin %5,2 ve serbest T4 icin %5,9 idi. TSH seviyeleri yaz ve sonbaharda onemli olcude duşuk, kış ve ilkbaharda ise genel donuşturulmuş ortalamaya gore daha yuksekti. Kış mevsiminde subklinik hipotiroidi yuzdesi diğer mevsimlere gore anlamlı derecede yuksekti. TSH duzeyi 2,5 mIU/L’nin altında olan bireylerin yuzdesi yaz ve sonbaharda ilkbahar ve kış aylarına gore daha yuksekti (p<0,001).

 

Her aydaki aylık medyan TSH (mIU/L), FT3 (ng/L) ve FT4 (ng/dL) konsantrasyonları


 

Her mevsimdeki mevsimsel medyan TSH (mIU/L), FT3 (ng/L) ve FT4 (ng/dL) konsantrasyonları.


 

Hastalık gruplarının mevsimlere gore dağılımı


 

 

TSH gruplarının mevsimlere gore dağılımı


 

Sonuc: Reproduktif donemdeki kadınlarda TSH ve tiroid hormonları mevsimsel olarak değişmektedir. Tiroid hormonlarını değerlendirirken mevsimin yanı sıra tiroid fonksiyonlarını etkileyen diğer parametrelerin de dikkate alınması uygundur.

472 - PRİMER HİPERPARATİROİDİ YÖNETİMİNDE CHATGPT’NİN KULLANILABİLİRLİĞİ - 2024

Bekir Çakır, Ekin Yiğit Köroğlu, Gülsüm Karaahmetli, Çağlar Keskin, Berna Öğmen, Hüsniye Başer, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, S-036.

Amac: ChatGPT ve benzeri yapay zeka modelleri her alanda hem toplum duzeyinde hem de profesyonel alanlarda kolay ulaşılabilir bir kaynak olmuştur. ChatGPT’nin tıp alanında kullanılabilirliğine ilişkin de son 1 yıl icerisinde bircok calışma yapılmıştır. Primer hiperparatiroidi (PHPT) tanısı alan hastalar da hastalıkları ile ilgili guvenilir cevrimici kaynaklara ihtiyac duyabilmektedir.

Yontem: PHPT ile ilgili olarak endokrinoloji pratiğinde hastalar tarafından sıklıkla sorulan 42 soru poliklinik anketleri ve Google Trends aracılığı ile belirlenmiştir. Bu sorular genel bilgi, tanı sureci, tedavi sureci ve takip sureci ile ilgili olmak uzere 4 ana başlığa ayrılmıştır. ChatGPT tarafından bu sorulara verilen cevaplar, 2 endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmiş ve calışmacılarca belirlenmiş olan 7 puanlık doğruluk ve guvenlilik skalaları (Tablo 1) ile 5 puanlık ‘Global Quality Score’a (Tablo 2) gore puanlandırılmıştır. Verilen puanlar, hem her bir soru icin hem de 4 ana başlık icin istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.

 

Doğruluk ve Guvenilirlik Puan Skalaları


 

Global Quality Score Puan Skalası



Bulgular: ChatGPT’ye hasta gozunden sorulan sorulara verilen cevapların uzmanlar tarafından değerlendirilmesi sonucunda yapılan puanlamalar Tablo 3’de ozetlenmiştir.

 

ChatGPT tarafından verilen cevapların değerlendirilmesi


Sonuc: ChatGPT tarafından verilen cevaplar, her soru başlığında ayrı olarak ve tum soruların birlikte değerlendirilmesinde yuksek oranda doğru ve guvenilir gozukmektedir. Global Quality Score’a gore yapılan değerlendirmelerde de verilen cevapların yuksek oranda kaliteli olduğu ve hastalar tarafından kullanılabilir olduğu sonucuna varılmıştır. ChatGPT, PHPT yonetiminde hastalara yardımcı bir konumda bulunabilir.

 

471 - Akromegali Hastalarında Oral Mukoza Hastalıkları, Dental Hijyen Durumunun Değerlendirilmesi - 2024

Burak Can Cengiz, Şefika Burçak Polat, Elif Yıldızer, İhsan Ateş, Reyhan Ersoy, Oya Topaloğlu, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, S-011.

Amac: Akromegali hastalarında oral sağlık, oral mukozal lezyonlar, dental hijyen durumu ve hastalık hastalık aktivitesi ve laboratuvar parametreleri ile ilişkisini literaturde değerlendiren calışma  bulunmamaktadır. Calışmamızda akromegali hastalarında oral mukoza değerlendirilmesi ile hastaların hastalık aktivitesi, gelişebilecek dental sorunların onceden belirlenmesi, hastaların IGF-1 duzeyi ile oral lezyon ve mukozal durumun korelasyonunu, hastaların kullandıkları tedavi yontemi ile ilişkisi, akromegali hastalığına eşlik eden ve hastalığa sekonder gelişen kronik hastalıkların sebep olduğu oral mukozal hasarın değerlendirilmesini amacladık.

Yontem: Ayaktan ve yatarak takip edilen 18 ve yaş uzeri akromegali hastaları ve 18 yaş ve uzeri akromegali tanısı olmayan, bilinen kronik hastalığı olmayan, kronik ilac kullanımı olmayan ve sağlıklı gonullulerden oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Hastaların demografik bilgileri: yaş, cinsiyet, eğitim durumları kaydedilmiştir. Klinik verileri: remisyon /persistan ya da rekurren hastalık, tedavi modaliteleri, cerrahi oykuleri, radyoterapi oykusu, panhipopituitarizm varlığı aldıkları ilaclar, komorbid hastalıkları kaydedilmiştir. Laboratuvar bulguları: GH duzeyi, IGF- 1 duzeyi, ACTH, kortizol, TSH, T3, T4, aclık kan glukoz duzeyi, HbA1C duzeyi ve KMD’si kaydedildi. Katılımcıların 6 maddelik anket doldurmaları istendi. Hastaların intraoral muayenesi ve oral sağlık durumunun tespiti yapıldı.

Bulgular: Hastaların TSH değerleri kontrol grubundaki bireylere gore anlamlı şekilde duşuktu (p<0,05). HBA1C değerleri hastaların kontrol grubundaki bireylerden daha yuksek bulundu (p<0,01). Aclık-Glukoz değerleri hastaların kontrol grubundaki bireylerden daha yuksekti (p<0,05). Hastaların dil lezyonu oranı kontrol grubundan anlamlı derecede yuksekti (p<0,001). Hastaların Periodontal Screening indeks, Plak indeksi ve ağız kuruluğu skorları kontrol grubuyla benzerdi (p>0,05). Remisyonda olan hastalarla Persistan/Rekurren olan hastaların DMFT skorları arasında fark yoktu (p>0,05). Hastalık suresi, IGF-1, GH, Kortizol, ACTH değerleri, oral hijyen, plak indeksi ve PSİ skorları ile DMFT skorları arasında anlamlı korelasyon bulunmadı (p>0,05). Univariate Lojistik Regresyon analizi sonucunda, hastalık suresi, IGF-1, GH, ACTH, Kortizol, Remisyon,cerrahi, Somatostatin kullanımı, DM, Hipotroidi, Adrenal yetmezlik ve Makroglossi icin etkili risk faktorleri bulunmadı (p>0,05).

 

 

Hasta ve kontrol gruplarında yaş, cinsiyet, TSH, T4, HbA1c, Aclık-Glukoz, Kreatinin değerlerinin karşılaştırmalar

 



Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin yaşları arasında fark anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin TSH değerleri arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Hastaların TSH değerleri kontrol grubundaki bireylere gore daha duşuk bulundu. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin T4 değerleri arasındaki fark anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin HbA1c değerleri arasındaki fark anlamlı saptandı (p<0,01). Hastaların HbA1c değerleri kontrol grubundaki bireylere gore daha yuksek bulundu. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin aclık glukoz değerleri arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Hastaların aclık glukoz değerleri kontrol grubundaki bireylere gore daha yuksek bulundu. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin Kreatinin değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin cinsiyet dağılımları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05).

 

Hasta ve Kontrol gruplarında Oral-Hijyen, DMFT puanlarının karşılaştırılması

 

Oral hijyen skoru hasta grubunda ortalama değeri 6,60±3,29 iken, kontrol grubunda 7,30±2,90 olarak saptandı.DMFT skoru hasta grubunda ortalama değeri 14,43±10,18, kontrol grubunda ise ortalama değer 12,60±8,69 idi. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin oral hijyen, DMFT skorları arasında fark anlamlı bulunmadı (p>0,05).

 

Hasta ve kontrol gruplarında oral lezyon bulgularının karşılaştırılması


Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerde makroglossi, fissurlu dil oranları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda bu lezyonlar saptanmadı. Hasta grubunda, 29 hastada (%82,9) makroglossi, 18 hastada (%51,4) fissurlu dil, 5 hastada (%14,3) paslı-kıllı dil, 2 hastada (%5,7) tırtıklı dil, 1 hastada (%2,9) dilde varis saptanmıştır. Hasta grubunda dilde herhangi bir lezyonu olan 29 hasta (%82,9) olarak bulundu. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerde dil lezyonu olma oranları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda dil lezyonu saptanmadıHasta grubunda 3 hastada (%8,6) angular şeilitis, 3 hastada (%8,6) aktinik şeilitis, 1 hastada (%2,9) makroşeli saptandı. Kontrol grubundaki hastalarda dudak lezyonu yoktu ancak 2 hastada (%10) yanak lezyonu vardı. Hastalarla ve kontrol gruplarındaki bireylerin paslı kıllı dil olma, tırtıklı dil, varis, angular şeilitis, aktinik şeilitis, makroşeli, dudak lezyonu, yanak lezyonu diğer lezyon oranları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05).

 

Hastalarda bağımsız değişkenlere gore DMFT skorlarının karşılaştırılması



Remisyonda olan hastalarla persistan/rekurren olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Ağız kuruluğu olmayan ve olan hastaların DMFT skorları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Bir kez cerrahi olanlarla 2 kez cerrahi olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Somatostatin kullanımı olmayan hastalarla olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Radyoterapi almayan hastalarla alan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). DM olmayan hastalarla olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Hipotroidi olmayan hastalarla olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Hipertansiyon olmayan hastalarla olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Adrenal yetmezlik, gonadal yetmezlik ve panhipopituitarizm olmayan hastalarla olan hastaların DMFT skorları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05).

Sonuc: Calışmamızda, akromegali hastalarında oral mukozal lezyonların kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde arttığını tespit ettik. Ozellikle dil lezyonları ve dil lezyonu olma oranlarının arttığı goruldu. Bu sonuclar, akromegali hastalarının oral sağlık durumlarının hastalığa ozgu bir yansıması olabileceğini duşunduruyor. Ayrıca, akromegali hastalarında glukoz metabolizmasının etkilendiği ve diyabet riskinin artabileceği gozlendi. Sonuclar akromegali hastalarının oral sağlık durumlarının duzenli olarak takip edilmesinin onemini ortaya koyuyor.

470 - ChatGPT’nin, Akromegali Hastalarının Yönetiminde Kullanılabilirliği Ve Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi - 2024

Ekin Yiğit Köroğlu, Reyhan Ersoy, Muhammed Saçıkara, Fatma Dilek Dellal Kahramanca, Narin Nasıroğlu İmga, Şefika Burçak Polat, Oya Topaloğlu, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, S-009.

Amac: Akromegali, hipofiz bezinden artmış buyume hormonu salınması sonucu oluşan, yıllık insidansı 6-8/1000000 olan nadir bir hastalıktır. Nadir bir hastalık olması nedeni ile akromegali acısından tetkik edilen veya akromegali tanısı alan hastalar icin buyuk bir merak konusu olmaktadır. Gunumuz teknolojisinde bilgiye ulaşmada en kolay yollardan biri de cevrimici araclardır. Hastaların hastalıkları ile ilgili bilgi almak icin de sık sık bu aracları kullandığı bilinmektedir. ChatGPT de bu araclar icerisinde gitgide kullanımı artan bir yapay zeka uygulaması olup hastalar acısından guvenilirliği test edilmelidir.

Yontem: Calışmanın ilk kısmı icin; akromegali ile ilgili olarak endokrinoloji pratiğinde hastalar tarafından sıklıkla sorulan 35 soru belirlenmiştir. Bu sorular genel bilgi (10 soru), tanı sureci (7 soru), tedavi sureci (11 soru) ve takip sureci (7 soru) ile ilgili olmak uzere 4 ana başlığa ayrılmıştır. ChatGPT tarafından verilen cevaplar, 3 endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmiş ve 7 puanlık doğruluk ve guvenlilik skalaları ile ‘Global Quality Score’ olceğine gore puanlandırılmıştır. Verilen puanlar, hem her bir soru icin hem de 4 ana başlık icin ortalamaları alınarak değerlendirilmiştir.Calışmanın ikinci kısmında, endokrinoloji kliniğinde gorulen 4 vaka; hastaların kimlik bilgilerine dair bir bilgi verilmeden, tıbbi terminoloji ile, anamnez-tetkik-tedavi basamaklarına uygun şekilde ChatGPT’ye sorulmuştur. Vakalar icerisindeki her bir soruya verilen cevaplar 3 endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmiş ve 7 puanlık doğruluk ve guvenlilik skalaları ile ‘Global Quality Score’ olceğine gore puanlandırılmıştır.

Bulgular: Hasta sorularına ChatGPT tarafından verilen cevapların, değerlendiriciler tarafından yapılan değerlendirme sonucları Tablo 1’de ozetlenmiştir.4 vakanın ChatGPT tarafından yonetiminin  değerlendirme sonucları Tablo 2’de ozetlenmiştir. En duşuk doğruluk, guvenlilik, kullanılabilirlik ve ‘Global Quality Score’ puanları; 2 puan ile 2 numaralı vakada verilmiştir. Bu vakada kontrolsuz tip 2 diabetes mellitus’u olan bir hastada aclık glukoz duzeyi >250 mg/dl ustu değerler verilmesine rağmen OGTT yapılması onerilmesi ve alternatif olarak insulin tolerans testi onerilmesi sebebi ile bu şekilde puanlandığı belirtilmiştir. Bu vaka Uzman-1 ve Uzman-3 tarafından her kategoride en duşuk ortalama puanı almışken; Uzman-2 tarafından en duşuk ortalama puanlar hipofiz cerrahisi sonrası panhipopituitarizm ve diabetes insipidus gelişen bir hastada, bu sureclerin postoperatif yonetiminin sorulduğu Vaka-3’e verilmiştir.

  

Tablo1. Hasta sorularına ChatGPT tarafından verilen cevapların değerlendirilmesi

 


  

Tablo 2. Vakaların ChatGPT tarafından değerlendirilmesine verilen puanlar

 


 

Sonuc: ChatGPT akromegali gibi nadir bir hastalıkta bile hasta sorularını cevaplamada hem doğruluk hem guvenilirlik acısından kaliteli gozukmektedir. Ancak hasta yonetiminde, buyuk oranda doğru yonlendirmeler yapmakla beraber komplike veya olağan dışı klinik bulgularla seyreden vakalarda henuz yeterli bulunmamıştır. Ancak yine de ana kaynak olmasa bile yardımcı bir unsur olarak sağlık profesyonelleri tarafından kullanılabilme potansiyeli bulunmaktadır.

469 - Primer aldosteronizm ön tanısıyla doğrulama testi yapılması planlanan hastalarda başvuru sırasında ölçülen plazma aldosteron/ potasyum oranı primer aldosteronizm tanısını öngörebilir mi? - 2024

Kübra Durmuş Demirel, Fatma Dilek Kahramanca, Gülsüm Karaahmetli, Cevdet Aydın, Oya Topaloğlu, Reyhan Ersoy, Bekir Çakır.
Ulusal Bildiriler 45. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, 17-21 Nisan 2024, Antalya, S-002.

Amac: Primer aldosteronizm (PA), endokrin hipertansiyonun en sık nedenidir, fakat hastalığın tanısında bazı guclukler soz konusudur. Normal veya duşuk tek bir aldosteron/plazma renin aktivitesi (PRA) oranı (ARR), PA tanısını dışlamaya yetmeyebilir (3-5). Yaygın olarak kullanılan bir doğrulama testi olan salin infuzyon testinin (SİT) de kontrendikasyonlar, hospitalizasyon gerekliliği ve maliyet acısından kısıtlılıkları mevcuttur (6). Bu calışmada amacımız, PA on tanısıyla SİT yapılan hastalarda başvuru sırasında bakılan plazma aldosteron/potasyum (A/K) oranının PA tanısını ongormedeki değerini araştırmaktı.

Yontem: 2019-2023 yılları arasında Ankara Şehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’ne başvuran ve ARR oranı yuksekliği nedeniyle PA on tanısıyla SİT yapılan hastalar, retrospektif olarak calışmaya dahil edildi. Gebe, <18 yaş, surrenal cerrahi gecirenler, diuretik ve spironolakton kullanan hastalar calışmaya alınmadı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Başvuru anındaki aldosteron, PRA, potasyum ve ARR değerleri ve SİT sonucları incelendi. A/K oranı hesaplandı. PA tanısı; SİT sonucu, varsa kaptopril doğrulama testi ve adrenalektomi sonucları, ve multidisipliner konseydeki klinik yargıya gore (7) konuldu. Tum parametreler, PA olan ve olmayan hasta grupları arasında karşılaştırıldı.

Bulgular: SİT yapılan 118 hasta, calışmaya dahil edildi. Hastaların 57’si klinik ve laboratuar sonuclara gore PA tanısı almıştı. Erkek cinsiyet oranı hasta grubunda daha yuksekti (%52.6, %23.0; p=0.001). PA olan hastalarda aldosteron duzeyi (p<0.001) ve ARR (p<0.001) daha yuksek, potasyum duzeyi (p<0.001) ve PRA (p=0.01) daha duşuktu. A/K oranı, PA grubunda anlamlı derecede yuksek saptandı (p<0.001). PA olan ve olmayan hastalar arasında goruntulemedeki lezyon tipi acısından anlamlı fark saptanmadı (p=0.744) (Tablo 1).ROC analizinde PA olan hastaları olmayanlardan ayırt etmek icin kullanılabilecek A/K oranı kesim noktası 5.4 olarak tespit edildi [AUC (95%)=0.811(0.733-0.890) (p<0.001), sensitivite % 73.7, spesifite % 77.0] (Şekil 1). SİT sonucu 5-10 ng/mL arası olan şupheli hasta grubuna bu kesim noktası uygulandığında, sensitivite %71.4 ve spesifite % 77.8 idi. Univariate analizde A/K oranı yuksekliği, ARR yuksekliği, PRA duşukluğu ve erkek cinsiyetin hastanın PA tanısı olma ihtimalini arttırdığı tespit edildi. Multivariate analizde yalnızca A/K oranının >5.4 olması ve erkek cinsiyetin PA tanısı ile ilişkisi devam etti. A/K oranının 5.4’ten buyuk olması PA tanısı icin 4.585 kat fazla riskle ilişkili saptandı (95% CI:1.181-17.799, p=0.028) (Tablo 2).

  

Tablo 1. Primer aldosteronizm (PA) olan ve olmayan hastalarda demografik, laboratuvar ve goruntuleme verilerinin karşılaştırılması

 

 


 

Tablo 2: Primer aldosteronizm ile ilişkili faktorler

 


 

 

Şekil 1. Primer aldosteronizm olanları olmayanlardan ayırt etmede aldosteron/potasyum

oranı icin ROC eğrisi